17 Ağustos 2010 Salı

17 Agustos

17 Agustos 1999 assagi yukari bu blogu okuyan herkesin yasadigi bir gun, bir deprem. Bugun o depremin 11'inci yil donumu ve biz de l'Auriga blog olarak bu gunu unutmayarak depremde hayatini kaybeden her bir bireyi saygiyla aniyoruz. Bu anmanin ardindan da o insanlarin neden oldugunu bir kez daha animsiyoruz ve malzemeden calarak binalar yapan hirsiz mutahitlere de buradan selamimizi yolluyoruz, hakettikleri sekilde, ve o mutahitleri cezalandirmayan devletimizi de unutmuyarak, merak ediyoruz acaba vicdanlari rahat mi, nasil bir duygu katil olmak?

23 Temmuz 2010 Cuma

World Basketball Championship


Michael Jordan'in dunya sampiyonasina Urdun ile katilacagina aciklamasi ardindan favoriler sekillenmeye basladi, taraftarlar goruslerini NTVspor ve Beko'nun ortaklasa duzenledigi anketlerde ortaya koydular. 12,5 falan kisi olan ve Michael Jordan'i bunyesinde bulunduran Urdun anketlerde birinci olarak kupanin en buyuk favorisi olduklarini gozler onune serdiler. Ev sahibi Turkiye ikinci ve son yillarda ki cikisiyla merak uyandiran Angola ucuncu sirayi alirken bu sampiyonanin dedelerinden Amerika ve Ispanya ilk uce bile giremediler...

15 Temmuz 2010 Perşembe

Tommy Trojan



Sikar her kasini
Zakumidir en buyuk dusmani
Bizim Tommy Trojan
Uzer bruinlari

14 Haziran 2010 Pazartesi

Kupa Kara Kıta'da




2010 Dünya kupası Güney Afrika'da başladı ve biz yine yokuz, komik eleme puan kayıpları ile Honduras'ın mücadele ettiği turnuvayı evden seyrediyoruz. Oysa ne güzel olurdu amatör futbol duygularının bolca yaşandığı kara kıtada ülkemizi desteklemek, şekilden şekile girmek, olmadı artık önümüze bakıyoruz izleyebildiğimiz her kupa maçını izlemeye çalışıyoruz. Kupa ilk maç sendromuna rağmen güzel başladı, herkes Vuvuzela'lardan şikayetçi ben aksine endüstriyel futbola karşı vuvuzelaların destekçilerindenim, bir ülkenin simgesi olan bu çalgı öyle kulak tırmalıyo, kafa patlatıyo diye silinemez, silinmemelidir, he sahada ki mücadeleyi etkilendiğine karar verilirse sesim çıkmaz orası başka. Turnuvaya gelince Diego Lugano'nun kaptanı olduğu Uruguay'ı destekliyoruz ve kara kıtadanda başarılı bir takım çıkacaksa o takımın dün Sırbistan'ı deviren Gana olacağını düşünüyorum, İtalya'yı da bu kadar kolay silmeyin, Almanya'ya dikkat edin diyorum. Son olarak resimlerde de açıkca göründüğü gibi çok yakıştı dünya'nın en büyük turnuvası kara kıtaya, çok.

1 Haziran 2010 Salı

ANTIFA


Öncelikle İsrail devleti, ordusunun yaptığı şey insanlık dışıdır. Boynundan yaraladıklar bir insanı kelepçeleyerek hastaneye götürmek düpedüz vicdansızlıktır ve bunun büyük bir kesim farkında değil çünkü adamlar halkla ilişkileri çok iyi yaptıklarından bu olayı bile gemide buldukları çakı, tornavida, meyva bıçağı, satır gibi kesici aletleri yine gemide buldukları arapça yazılı dini içerikli yeşil bir bayrağın üstüne yığarak, bakın gemide neler var imajı yaratıyorlar, ikaz ettik diyorlar. Dünyanın büyük bir çoğunluğu da onlara inanıyor. Neyse ben bunları geçiyorum çünkü değinmek istediğim nokta başka: Evet beni bu süreçte deli eden bir zihniyet çıktı karşıma. Bu zihniyet; İsrail ordusunun yaptıklarından dolayı bakın İsrail devletine de demiyorum ülkemizde de bolca bulunan yahudilere Hitler'den alıntılar yaparak hakaret eden, onları faşistlikle, siyonistlikle suçlayan ve kendisinin de bu hakaretler ile faşistin allahı olduğunu farkedemeyen zihniyet. Trakya bisiklet turunda İsrailli sporcuya yumruk atan gerizekalı zihniyet. Çok affedersiniz milletin sikini, testislerini yazmaktan haberlerinin doğruluğunu araştıramayan Vakit gazetesinin "Siyonist Köpekler" diye başlık atması bu zihniyet. İşte bu zihniyet karşısındakini faşistlikle suçlarken, kendisini milliyetciliğin, insanlığın arkasına saklayan zihniyet. Aramızda o kadar çok milliyetçiliğin temelini kavrayamamış ama kendisine milliyetçi diyen cahil ve faşist vatandaşlar var ki mideme bulantılar giriyor. Bu ve bu tür olayların sorumlusu devletlerdir, katiller çoğu zaman devletlerdir bunu anlayamayan ve bayrağa, bir şahısa, bir gruba ana, avrat küfürler edip huzura varan bu zihniyet bizi yavaşca yok etmekte, birbirimizden nefret ettirmekte. Evet bu zihniyet çoğunlukta bayanlar baylar, ve yine evet, biz yanmışız..

Y SIEMPRE NUESTRO COMUN OBJETIVO, APLASTAR AL FASCISMO.

21 Mayıs 2010 Cuma

Tahmin Yarışması I


L'Auriga'nın yaza hazırlık etkinlikleri çerçevesinde yeni bir yarışma başlıyor. Yukarıda ki karenin hangi filmden alınmış olduğunu bilen ve bu filmin ismini yorum olarak bildiren ilk okur bir DVD kazanıyor. İlk yarışmamızın kazananına "Superbad" filminin DVD'si gidiyor, üstelik special edition yani iki cd'lik versiyon olanından. Pazartesi günü saat 00:00'a kadar yorum bırakabilirsiniz, her kişinin bir tahmin hakkı vardır, herkese bol şans.

Yarışmamız Pazartesi saat 23:39 itibari ile sona ermiştir, ilk doğru cevabı veren kişi olan İgal M Superbad dvd'sini kazandı, kendisini tebrik ediyoruz. Katılan, katılmayan herkesi bir sonra ki yarışmaya bekliyoruz.

19 Mayıs 2010 Çarşamba

A.C.A.B


Bir alıntıdır:

Migrosta neler oldu?
Bursa maçının 2-2 olduğu stad hoparlörlerinden anons edilince her renkdaş gibi çok sevindim. Maçın bitiş düdüğüyle beraber migros üstten‚ sahanın içine doğru koşmaya başladım. Yine de emin olamadığımdan dolayı hafif bir tedirginlik hâkimdi‚ topluluga ve bana.

Sahanın içinde hepimizi yıkan o anonsu duydum. Adam resmen Şampiyon Bursa diye bağırdı ve sahayı boşaltın dedi. Sanki babasının sahası gibi insanları kovdu. Neyse‚ boynum bükük migrosa geri tırmandım. İnsanların hepsi aynı tepkileri veriyordu; bu adam kim? Kimi kandırıyor? Böyle saçmalık‚ sorumsuzluk olmaz!
38 numaralı kapının önünde arkadaşlarımı beklemeye başladım. Bir anda en soldan (deplasman takımı tarafından) polisler birikti. Ve o taraftan başlayarak insanları coplamaya‚ tekme tokat dövmeye başladılar.Bir Fenerbahçeli abımızın koltuklar arasında yerde olduğunu gördüm. Polisler yere kapanmış adama olanca güçleri ile vuruyor‚ yanındaki oğlu çığlık çığlığa ağlıyordu.

Ben yardım etmek için ve polisleri durdurmak için; Lütfen vurmayın kalkamıyor adam dedim ki‚ sen bana işimi mi öğretcen lan diyerek benim merdivenden aşağı savurdu bir polis. Ardından aynı polis merdivenin yan tarafından (yaklaşık 2 metre ) birini sırt üstü yere fırlattı.
O renktaşımız kıpırdayamıyordu‚ bir tarafı kırıldı sandım. Sürükleyerek uzaklaştırmaya çalışırken‚ polisler bana da vurmaya başladılar. Arkadaşı kenara çektik‚ hala kalabalıgın cıkmasını bekliyorduk. Bir anda polisler üzerimize hücum etti‚ kendilerine ne bir şey attık‚ ne küfrettik. Adeta düşman ordusuna saldırır gibi‚ içerisinde cocukların‚ bayanların olduğu gruba hücum ettiler.

Fenalaşan insanlar‚ haksız yere dayak yiyip ağlayan insanlar her taraftaydı. Bulunduğumuz yerde değil Trabzonlu görmek‚ insan bile göremiyorduk. Ona rağmen acımasızca dövüldük. Bana cop sallayan polislerin yüz ifadeleri gün gibi aklımda‚ öyle bir nefret‚ hınçla sallıyordu ki copu‚ yiyen beş dakika kendine gelemedi. Polis hücumu durdu neyse ki‚
Biz öyle sandık‚ meğerse yorulmuşlar dinleniyorlarmış‚ migrosun yüksek merdivenlerinden bayanlar ve çocuklar daha zor iniyorlar hatta yavaş iniyorlar. Polis arkadan kovalayınca izdiham oldu.
Duruldu sanmıştık ki‚ yeni bir polis hücumu başladı.
Bilenler bilir‚ migros çıkışında bir köşe var‚ aynı çıkmaz sokak. İnsanlar en uzak yeri çıkış sanıp oraya doğru yürümeye‚ hatta birbirini ittirmeye ezmeye başladı. Taraftar grubunun en arkadasında polislerin önündeydim. Nefretle‚ kinle saldırıyorlardı‚ bir an bursanın şampiyonluğunu bizi döverek kutladıklarını!!! düşündüm. Neyse‚
Ben de kaçarken bi anda köşede sıkıştım. İnsanları duvarın öte tarafına attık. Daha sonra kendimi duvara çıkardım ve öte tarafa atlayıp‚ yardım istemeye koştum.

Öte tarafta ne göreyim. Bir tane polis yok‚ bir tane olay yok. Herkes rahat rahat duruyor. Ama duvara yakın kısımda ağlayan cocuklar‚ kızlar yakınları duvarın öbür tarafında ezilen insanlar. Güvenlik görevlisi buldum bi tane‚ yardım istedim. Öte tarafta insanlar köşeye sıkıştı‚ dayak yiyorlar‚ eziliyorlar dedim. Ne yapabilirm cevabı‚ mide boşluğuma yumruk oldu. Sinirden‚ çaresizlikten ağlamaya başladım. Duvara tekrar tırmandım‚ yardım etmek için‚ insanların çoğu çıkabilmiş Allahtan.
O sırada bir baktım‚ polis kamerası olayları çekiyor.Bi şey yapmadık diyorum. Gelen cevap adeta ikinci bir yumruk oldu. Bu bir toplumsal olay‚ adam seçemeyiz. Sen iyi bir cocuğa benziyorsun arada kalma dedi.
Arkadaşımızın kafasına taş geldi‚ hastaneye kaldırıldı diye savunma yapıyor üstüne üstlük. Koca taşı içeri niye alıyorsunuz kardeşim. Kapıda siz aramıyor musunuz bizi? Apış arasına kadar yoklamıyor musunuz? İçi boş plastik vuvuzelayı sokmuyorsun. Koca taş içerde.

Son sözümdür ki‚ haftaya kombinemi alıyorum. Takımımızı desteklemeye devam. Ama yönetimden ricamdır. Lütfen stada polis‚ en azından çevik kuvvet almayın.Laftan anlamıyorlar‚ insanlık bilmiyorlar.

Buyrun A.C.A.B;

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Ararsınız


Dün on yedi yıllık yaşantımın ikinci gerçek trajedesini yaşadım ve yaşadıklarımdan sonra duşmanımın başına gelmesin dedim, ancak aralarında ki bir çoğunluk haketmiyorlar bu temennimi. Onlar bukalemunluk yapanlar, inandıkları şeyin peşini bırakanlar, karaktersiz olanlar, taraf olmanın anlamını kavrayamamış olanlar ancak kendilerini taraf olarak göstermekle bir yerleri kalkanlar, kendi durumuna bir an olsun bakmazsınız rakibinin başarısızlığı üstünden masturbasyon yapanlar, bütün sene futbol konuşmayıp bir başarısızlıkta eksper kesilenler, aklı sıra dalga geçmeye çalışanlar, evet onlar hiç bir şeyi haketmiyorlar çünkü benim gözümde bir hiçler. Bu yazının amacı kimsenin başarısını gölgelemek, çekememek ya da geyik muhabbetlerine bir karşılık değildir, sevinmesi gereken sevinir, dalgasını geçer başımın üstünde yerleri vardır keza böyle yapan ve saygılı davranan düşman kardeşlerimde vardır, onların gözlerinden öperim ama işte bu yazı etrafımda bolca bulunan o ikiyüzlülere adres edilmiştir. Onlar kendilerini bilirler...

Bir taş olsaydı çatlardı inan, her şeye rağmen büyüyor sevdan.

13 Mayıs 2010 Perşembe

Vintage


How much I hate him.

Çizgi roman güzeldir. Çizgi roman renklidir. Çizgi roman kaçıstır. Çizgi roman hayal gücüdür. Çizgi roman güldürürken düşündürür. Çizgi roman ebedi ve edebidir. Timeless, classic dediğimiz objelerdendir. Çizgi roman sanattır. Çizgi roman bir ele alındımı bırakma, bırakılamaz. Çizgi roman bir kültürdür. Çizgi roman çoğu zaman uydurmacadır ancak aklınızın alamayacağı kadar da gerçektir.

Bu günden itibaren "vintage" adı altında belirli süre zarflarında "vintage" mertebesine ermiş çizgi roman kareleri yayınlanacaktır.